⏱ 16 Ekim 2026 Cuma
SON DAKİKA

Toroslar’ın kalbine boksit hançeri

Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy’de düzenlenen boksit madeni panelinde, ÇED sahasının 21 kat büyütülerek 510 hektara çıkarılacak olması sert tepki çekti. Uzmanlar ve çevre savunucuları, Doğu Akdeniz’deki kuraklık riskine dikkat çekerek projenin su havzalarını, tarımı, doğa turizmini ve halk sağlığını tehdit edeceğini vurguladı.

GÜNDEM 7 Eylül 2026 Pazartesi 13:21
Toroslar’ın kalbine boksit hançeri

Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy Mahallesi’nde 6 Eylül 2026 tarihinde düzenlenen panelde, bölgede planlanan boksit madeni kapasite artışı projesi tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı. Çevre savunucuları, akademisyenler ve bölge halkının katıldığı panelde, projenin su kaynakları, tarım, turizm ve halk sağlığı üzerinde yaratacağı geri dönülmez zararlara dikkat çekildi.

ARSLANKÖY’DE ÇED ALANI 21 KAT GENİŞLETİLMEK İSTENİYOR

Panelde konuşan Sabahat Aslan, Berus Maden İşletmeleri A.Ş. tarafından Karaman’ın Ayrancı ilçesi ile Mersin’in Toroslar ilçesi Arslanköy Mahallesi sınırlarında planlanan "IV. Grup Maden (Boksit) Ocağı Kapasite Artışı ve Kırma-Eleme Tesisi" projesinin detaylarını paylaştı. Mevcut 23,77 hektarlık ÇED alanının yaklaşık 21 kat artırılarak 510,66 hektara çıkarılmak istendiğini belirten Aslan; yılda 1 milyon ton cevher ve pasa üretimi yapılacağını, bunun 800 bin tonunun pasa olacağını vurguladı. Söz konusu sahanın Çevre Düzeni Planı’nda "Orman", "Mera" ve "Ekolojik Niteliği Korunacak Alan" olarak tanımlandığını belirten Aslan, işletme aşamasında üç günde iki kez patlatma yapılacağını hatırlatarak; toz, gürültü, titreşim ve ağır metallerin bölgedeki canlı yaşamını ve Arslanköy halkını doğrudan tehdit edeceğini söyledi. Aslan, "Madenler tükenir, ama doğa yok olursa geri getirilemez" diyerek hukuki ve demokratik mücadele çağrısında bulundu.

"ÇED RAPORLARI 2050–2100 PERSPEKTİFİYLE HAZIRLANMALI"

Prof. Dr. Erkan Aktaş ise projenin bölgesel ve uzun vadeli etkilerine odaklandı. Toroslar’ın Türkiye için stratejik bir su, tarım ve doğa turizmi havzası olduğuna değinen Aktaş, Arslanköy’ün su havzalarındaki konumu nedeniyle yaşanacak bir kirlenmenin tüm Mersin’i etkileyeceğini belirtti. Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğunu vurgulayan Aktaş, ÇED süreçlerinin yalnızca bugünü değil, 2050–2100 yıllarının iklim ve su projeksiyonlarını dikkate alması gerektiğini ifade etti.  Aktaş, kısa vadeli maden gelirleri uğruna bölgenin tarım, ekoturizm, orman ve su gibi "doğal sermayesinin" yok edilmesinin uzun vadede topluma daha büyük maliyetler çıkaracağını söyledi. Ayrıca panelde Mavi Vatan ve Yeşil Vatan vurgusu da yapan Aktaş; denizlerdeki mikroplastik kirliliği ile karadaki orman tahribatının bir bütün olarak ele alınması ve gelecek kuşakların yaşam hakkının korunması gerektiğini vurguladı.

SU HAVZALARI VE YAŞAM ALANLARI RİSK ALTINDA

Serdar Erkan da Doğu Akdeniz’de artan kuraklık ve iklim krizine dikkat çekerek, maden sahasındaki orman kesimlerinin su havzalarının ekolojik dengesini bozacağını ifade etti. Madencilik faaliyetleriyle birlikte su kaynaklarının hem miktar hem de kalite açısından ciddi tehdit altına gireceğini belirten Erkan; artan ağır araç trafiğinin kaza riskini yükselteceğini, toz ve egzoz emisyonlarının ise halk sağlığını olumsuz etkileyeceğini dile getirdi. Panel, Arslanköy’ün doğasını, suyunu ve geleceğini korumak adına bölge halkı, meslek odaları ve çevre örgütleriyle birlikte mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği mesajıyla sona erdi.