⏱ 1 Haziran 2026 Pazartesi
SON DAKİKA
REKLAM ALANI

İŞTE MERSİNİN TARİHİ VE GÜZELLİKLERİNİN BİR KISMI

İnsanlığın sıfır noktasından bugününe tarihsel gelişmelere, değişimlere ev sahipliği yapan Mersin’in tarih kokan tüm yerlerini ve güzelliklerini sizler için derledik.

KÜLTÜR SANAT 1 Eylül 2021 Çarşamba 21:15
İŞTE MERSİNİN TARİHİ VE GÜZELLİKLERİNİN BİR KISMI

EKİN KIRARSLAN

Cilalı TaÅŸ Devri ve Bakır Çağı’ndan beri yerleÅŸim izlerine rastlanan Mersin, tarihi en derin olan ÅŸehirlerinden biridir. Åžehirde yer alan cami, kilise ve tarihi yapılardan bunu anlamak mümkündür. Birçok tarihe ev sahipliÄŸi yapan bu ÅŸehir hem insanlığın ilerleyiÅŸine tanık olmuÅŸ hem de gerisinde kalan birçok güzelliÄŸe ev sahipliÄŸi yapmıştır.

Mersin’in birçok tarihi yerlerini ve güzelliklerini sizin için derledik…

1- KIZ KALESİ

Mersin’in simgesi Kızkalesi diÄŸer bir adıyla Deniz Kalesi, adını da verdiÄŸi mahalle sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuÅŸtur. Kıyıya uzaklığı yaklaşık 600 metredir. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduÄŸu öÄŸrenilmiÅŸtir. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiÅŸtir. Strabon, Roma Dönemi’nde korsanların kaleyi barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Kale Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiÅŸtir. Kalenin giriÅŸi kuzeydedir. Burada devÅŸirme malzeme kullanılmıştır. Yine zaman zaman moloz taÅŸların kullanıldığı yerler büyük bir olasılıkla Lusignanlar Dönemi'ne ait olmalıdır. 192 metre uzunluÄŸundaki mazgal delikleri açılmış kale suru üzerine üçgen, dörtgen ve yuvarlak biçiminde 8 burç oturtulmuÅŸtur. Batıdaki sur boyunca uzanan iyi korunmuÅŸ bir galeri ile buradan denize açılan bir kapı bulunmaktadır.

Kalenin orta alanında bir yapı kompleksi Mersin Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kompleksi içerisinde bir ÅŸapel bulunmaktadır. Yapı topluluÄŸu ile müÅŸterek plan veren bu ÅŸapelin, kalenin avlusunda bulunan diÄŸer ÅŸapelden daha eski olduÄŸu anlaşılmıştır. Ayrıca tabanda mozaiklerin yanı sıra opus sectile zemin döÅŸemesi de uygulanmıştır. Çevresindeki odalar orta mekândaki salona açılmaktadır ve kare planlı odaların zemini kuzeye doÄŸru yükselmektedir. Taban mozaiÄŸi üzerinde yuvarlak saç örgüsü içinde beÅŸ satır yazı ve alanın batı köÅŸesindeki revak üzerinde de baÅŸka bir yazıt bulunmaktadır. Kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve iÅŸlikler de yer almaktadır.

KIZKALESİ EFSANESİ

Mersin’in simgelerinden olan Kızkalesi’nin farklı yerler için de anlatılan bir de efsanesi vardır. Bu efsane, “Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiÄŸi tek kızının geleceÄŸini öÄŸrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceÄŸini öÄŸrenince, prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini saÄŸladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiÅŸ. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüÅŸ.” diye anlatılır.

2- MAMURE KALESİ

Mamure Kalesi, Akdeniz kıyı ÅŸeridinde günümüze oldukça saÄŸlam ulaÅŸabilmiÅŸ nadir Türk kalelerinden birisidir. Yüksek kayalıklar ve düzlükler üzerine kurulmuÅŸ olan Mamure Kalesi birçok Anadolu kalesi gibi antik temeller üzerine inÅŸa edilmiÅŸtir. Büyük kesme taÅŸlardan yapılmış olan antik temellerin hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı hala tam tespit edilememiÅŸtir.

Kale ve çevresinde İ.S. 3 ve 4'üncü yüzyıllarda fazla önemi olmayan Roma yerleÅŸimi olduÄŸu tahmin edilmektedir. Kalenin kuzeyinde ise bir hamam kalıntısı vardır. 1988 yılında Anamur Müze MüdürlüÄŸü’nce yapılan kurtarma kazıları sonucunda; moloz taÅŸtan, araları Horasan harçlı olarak inÅŸa edilmiÅŸ, tabanları mozaik döÅŸeli, hamam ve konut olduÄŸu sanılan mekanlar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntıların Rigmonai Antik Kenti'ne ait olduÄŸu sanılmaktadır. Kurtarma kazısı sırasında Geç Roma Dönemi'ne ait bol miktarda seramik parçalarına rastlanmıştır.

Kalenin ismi, Anamur ve TaÅŸeli’nin Hıristiyanlar tarafından iÅŸgal edilip, tahrip edilmesi üzerine KaramanoÄŸlu Mahmut Bey (1300-1308) ordusuyla düÅŸmanı bozguna uÄŸratıp, kaleyi ele geçirmiÅŸ, kiliseleri yıkıp yerine cami yapmış ve kaleyi mamur etmesinden alır. Kalenin daha sonra 16'ıncı yüzyıl ortalarında ve 18'inci yüzyıl sonlarında yeniden onarım gördüÄŸü ve kaleye yeni eklentiler yapıldığına dair belgeler bulunmaktadır. Son olarak 1960’lı yıllarda Vakıflar Genel MüdürlüÄŸü’nce onarım yapılmıştır.

3- ADAM KAYALAR

Toros DaÄŸlarının kuzeyinde ve Olba Territoum’da yer alan Adam Kayalar kabartmaları, on bir ayı çerçeve içerisine alır. Yamaçtaki kompozisyonları içerisinde en sık yinelenen figürler, dört ölü ziyafeti sahnesine ait olanlardır.

Bu sahnelerde ölüler ya yalnız ya da eÅŸleri ve oÄŸulları ile beraber gösterilmiÅŸlerdir. Adam kayalar kabartmalarında ölülerin oÄŸulları ve ayrıca iki erkek kabartması, asker olarak iÅŸlenmiÅŸtir. Bu kabartmalardan ölü ziyafetlerinin yer aldığı yamacın orta kesimine yakın yerde, alttaki platform seviyesinin hemen üstünde bir sunak taşı ile solunda bir adam, sağında bir kadın figürü ve bu figürün sağında, oturarak ayin yapmak amacıyla kaya içerisine oyulmuÅŸ beÅŸ basamaktan oluÅŸan bir kompozisyon yer almaktadır.

BaÅŸka bir kabartmada ise bir adamın sol eliyle bir keçiyi boynuzlarından tutarak getirdiÄŸi diÄŸer elinde bir üzüm salkımı taşıdığı görülmektedir. Adam Kayalardaki veda sahnesinde de ayakta duran ve ölmüÅŸ olan kiÅŸiyi temsil eden erkek, oturur vaziyette gösterilmiÅŸ karısıyla el sıkışmaktadır. Bu kabartmaların oluÅŸturduÄŸu kompozisyonların içerisinde fonksiyonu henüz tam olarak bilinemeyen paltolu bir adamla, elinde bir eÅŸya taşıyan baÅŸka bir adama ait figürün oluÅŸturduÄŸu iki kabartma daha bulunmaktadır. Adam kayalar kabartmaları, sahnelerin altında bulunan yazıtların, bu yazıtlarda ölen rahiplerin adlarının yazıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu yazıtların incelenmesi sonucunda Ä°Ö 2'nci yüzyıla tarihlendirilmiÅŸtir. Kabartmalara inmeden saÄŸda bulunan tepenin zirvesinde yer alan ve pek de tanınmayan ören yeri içerisinde bir kule yapısı, köÅŸeli planlı veya düzgün bir ÅŸekli olmayan, içleri tek veya çapraz kemerli olan mekanlar yer almaktadır. Genellikle poligonal duvar örgü sistemi görülmektedir. Ayrıca çok sayıda lahitin varlığı dikkat çekmektedir.

4- CENNET- CEHENNEM

DoÄŸal yollar ile oluÅŸmuÅŸ ve tarihi ve turist ilginin yoÄŸun olduÄŸu çok derin bir maÄŸaradır. Silifke-Narlıkuyu’da bulunan maÄŸara Cennet çöküÄŸü ve Cehennem çukuru olarak da adlandırılır. İki maÄŸaranın arasında 80 km bulunur. MaÄŸara, müze kapsamında ziyaretçilerine açıktır.

Cennet ÇöküÄŸü MaÄŸarası, yeraltı deresinin oluÅŸturduÄŸu kimyasal erozyonla, tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiÅŸ büyük bir çukurdur. Çukurun tabanında 260 metre uzunluÄŸunda bir maÄŸara vardır. Cennet ÇöküÄŸü MaÄŸarası; içinde yer alan Meryem Ana Kilisesi nedeniyle inanç turizmi açısından da önem taşımaktadır.

Cehennem Çukuru ise bir yeraltı deresinin oluÅŸturduÄŸu kimyasal erozyonla, tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiÅŸ 130 metre derinliÄŸinde büyük bir çukurdur.

Cennet ÇöküÄŸü ‘nün içerisinde, çok tanrılı dönem tapınma yeri olan maÄŸaranın tam aÄŸzında Meryem Ana kilisesi inÅŸa edilmiÅŸtir. Kilisenin giriÅŸ kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan, bu kilisenin Paulus adında dindar bir ÅŸahıs tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış olduÄŸu öÄŸrenilmiÅŸtir.

Kiliseyi yeterince koruyan üzerindeki kaya uzantısından dolayı yapının çatıya gereksinimi olmamıştır. Kilise, tarih olarak dışarıda bulunan tapınaktan dönme bazilika ile aynı dönemde yani en geç M.S. 5'inci yüzyıla, en erken 6'ncı yüzyıla tarihlenmektedir. Yapının kilise olarak ne zamana kadar kullanıldığı saptanamamıştır.

5- ALAHAN MANASTIRI

Alahan Manastırı, Mersin-Karaman karayolu üzerinde Geçimli Köyü civarında konumlanmaktadır. Manastır, 1300 metre yükseklikte ve Göksu Vadisi'ne bakan dik bir yamaca oturtulmuÅŸtur. 440-442 yıllarında yapılmış olduÄŸu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi; Batı Kilisesi, Manastır, DoÄŸu Kilisesi, kayalara oyulmuÅŸ keÅŸiÅŸ odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluÅŸmaktadır.  

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya'da (Konya) yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uÄŸraması ve inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları daÄŸlık bölgelerdeki maÄŸara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır.

St. Paul ve yine Tarsus'ta yaÅŸamış Hıristiyanlık öncülerinden Barnabas ile birlikte Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır. İşte bu iki Hıristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı da bunlardan biridir.

6- KANLIDİVANE

Kanlıdivane, Erdemli’de yer alan bir antik kenttir. MÖ 3. yüzyılda kurulan ve MS 4. yüzyılda adı Neapolis olarak deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Kent’in Elaiussa Sebaste'nin sur dışında yer alan uzantısı olduÄŸu tahmin edilmektedir. 19. yüzyıl ortalarında Fransız gezgin Victor Langlois tarafından keÅŸfedilen kent, 1970'li yıllarda yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Åžehir’deki ilk arkeolojik araÅŸtırmaları ise Semavi Eyice yapmıştır. DoÄŸal bir çökük olan 30 metre derinliÄŸindeki geniÅŸ bir obruk etrafında kurulmuÅŸtur.

Kanlıdivane, akustiÄŸi çok iyi olduÄŸu için günümüzde Uluslararası Mersin Müzik Festivali gibi etkinliklerde konserlere ev sahipliÄŸi yapmaktadır.

Kanlıdivane, Eski Kilikya adlı eserinde Viktor Langlois bu sözcüÄŸün kökenini bütünüyle Yunanca "Kanytellis" sözcüÄŸünün biçimsel olarak Türkçe benzeÅŸimle dönüÅŸmesine baÄŸlar. Kany > Kanı ve Tellis > Deli biçimlerine (Yunanca'daki orijinal anlamları önemli olmaksızın) dönüÅŸen bileÅŸik kelime "Kanıdeli" veya "Kanlıdeli" haline gelmiÅŸtir

7- UZUNCABURÇ

Uzuncaburç, Seleukos İmparatorluÄŸu döneminde bir tapınak merkezi ve Olba Tapınak Devletinin parçasıydı. Bugünkü Uzuncaburç yerleÅŸim yeri, Roma Dönemi’nde, 72 yılında İmparator Vespesianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diokaesareia (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basan kent durumuna gelmiÅŸtir. Bizans Dönemi’nin ardından Türkler buraya ÅŸehrin sembolü olan yüksek burcun (Hellenistik Kule’nin) ismini vererek “Uzuncaburç” demiÅŸlerdir.

Başlıca yapıları;

Sütunlu Cadde

Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde, Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diÄŸer bir Sütunlu Cadde ile kesiÅŸmekte ve Tyche Tapınağı’nda son bulmaktadır. İS 1'inci yüzyıldan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmıştır. Mimari parçalarının çoÄŸu da yok olmuÅŸtur.

Tören Kapısı

İS 1'inci yüzyıldan kalma Tören Kapısı her biri 1 metre çapında ve 7 metre yüksekliÄŸinde Korinth baÅŸlıklı sütunlarıyla heybetli bir yapıdır. Yarısı yıkılmış olan tören kapısının beÅŸ sütunu ayaktadır. Soli-Pompeiopolis ören yerindeki gibi sütun gövdelerinden çıkan konsolların varlığı bunlar üzerinde heykeller bulunduÄŸunun kanıtlarıdır.

Zeus (Olbios)Tapınağı

Tören kapısından sonra antik çeÅŸmeyi geçince Sütunlu Cadde’nin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’na ulaşılır. I. Seleukos Nikator tarafından yaptırılmış olduÄŸu düÅŸünülen Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı Korinth tarzında tek sıra 36 sütunla çevrili, peripteros planlı, en eski tapınaklarından biri olarak, sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, Hıristiyanlık Dönemi’nde, 5'inci yüzyılda yapılan deÄŸiÅŸikliklerle kiliseye çevrilmiÅŸtir. Cellası yıkılıp sütun araları örülmüÅŸ ve buralara kapılar konulmuÅŸ, doÄŸusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiÅŸtir.

Tyche Tapınağı

Sütunlu Cadde’nin bitiminde yer alan tapınak İS 1'inci yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. BeÅŸi ayakta olan, 6 metre yüksekliÄŸindeki yekpare altı sütunun taşıdığı arÅŸitravdaki yazıt, tapınağın kentin soylularından Oppius ile karısı Kyria tarafından yaptırılıp kente armaÄŸan edildiÄŸini bildirmektedir.

 

Zafer Kapısı

Güney-kuzey istikametindeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük, yanlarında ise iki küçük kemerli giriÅŸi vardır. Üzerindeki yazıtta, depremden zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (İ.S. 395-408) ile Honorius (İ.S. 395-423)’un birlikte yönetimleri sırasında onarım gördüÄŸü yazılıdır.

Tiyatro

Bulunan yazıttan buranın, Roma İmparatorları Marcus Aurelius (İS 161-180) ile Lucius Verus’un (İS 161-169) birlikte yönetimleri sırasında, yani İS 2'inci yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olduÄŸu anlaşılmaktadır.

Hellenistik Anıt Mezar

Beldenin güneyindeki tepe üzerinde yer alan anıt mezarın dor biçimindeki mimarisi yörede tektir. Seleukoslar’ın veya Olba Krallığı’nın yöneticilerinden birine ait olduÄŸu tahmin edilmektedir.

Hellenistik Kule

Åžehri çevreleyen surların kuzeydoÄŸu kenarında bulunan beÅŸ katlı kule 16x13x23 metre ebatlarındadır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaÅŸadığı bir mekan olduÄŸu kadar tehlike anında bölge halkının sığındığı ve ÅŸehir hazinesinin korunduÄŸu güvenli bir yer olarak da kullanılmaktaydı. Kapı üzerindeki yazıttan Ä°Ö 3'üncü yüzyılın ikinci yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduÄŸu anlaşılan kule, geçirdiÄŸi yangın sonucu Vali Petronius Faustinus’un emriyle İS 3'üncü yüzyılın sonlarında onarım görmüÅŸtür. Sikkelerin üzerinde tasvir edilen bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluÅŸu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuÅŸtur.

Nekropol Alanı

Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası ve Hellenistik, Roma, Bizans dönemlerinde kullanılmış olup burada kaya mezarları da vardır.

8- YER KÖPRÜ ÅžELALESİ

Yer Köprü Åželalesi, Türkiye’de koruma altına alınan 94 tabiat anıt aÄŸacından bir ve tabiat olaylarının meydana getirdiÄŸi ve 8 ayrı tabiatın olduÄŸu ÅŸelaledir.

Åželale, Mut ilçesine 35 km uzaklıktadır. Uzmanların yaptığı araÅŸtırmada, 110 milyon yıl önce Kretase (TebeÅŸir Dönemi) yaÅŸlı kireçtaÅŸlarının faydalanması sonucunda çok dar bir kaynak suyun varlığıyla ortaya çıktığı belirtilmektedir. Yaklaşık 30 metre yükseklikten akan ÅŸelalenin, kendisini oluÅŸturan 200 metre uzunluÄŸunda, 10 metre geniÅŸliÄŸinde ve tabanı 10-15 metre derinliÄŸinde göl olan su tünelinin içerisindeyse doÄŸallığı bozulmamış sarkıt ve zengin bitki örtüsü yer almaktadır.

En etkili yerlerden biri olan ve köprü görevini gören maÄŸaranın Gezende Barajı’ndan gelen suyla beslenmesi ve kayanın dibindeki gözden çıkan suyun birleÅŸme yerindeki hareketlilik beraberinde serinliÄŸi getirmektedir.

9- AYNALI GÖL MAÄžARASI

Bir çoban tarafından tesadüfen bulunan Aynalı Göl MaÄŸarası (Gilindire), Aydıncık’tan 7,5 km güneydoÄŸuda, Sancak Burnu ve Kurtini Deresi arasında yer alır. GiriÅŸi denize bakan maÄŸaraya hem denizden hem de karadan ulaşım mümkündür.

Bir hidrolojik rejim deÄŸiÅŸikliÄŸiyle, maÄŸarada bulunan sarkıt-dikit gibi oluÅŸumların, su altında kalarak, atmosferik deÄŸiÅŸimlerden etkilenmeden günümüze kadar ulaÅŸmıştır.

Su altında kalan oluÅŸumların, küresel iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi öncesinde oluÅŸtuÄŸu, bünyelerinde önceki Buzul Çağı'ne iliÅŸkin bütün hidrolojik ve atmosferik verileri saklı tuttuÄŸu anlaşıldı. Gilindire MaÄŸarası, bu özellikleriyle yaÅŸanmış son iklim deÄŸiÅŸikliÄŸine iliÅŸkin, DoÄŸu Akdeniz’de bulunan tek kayıt noktasıdır.

10- ASHAB-I KEHF

Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresi'nde sözü edilen bu maÄŸara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılır. MaÄŸaraya 15-20 merdivenle inilir. Eshab-ı Kehf MaÄŸarası'na ait bir efsane halk arasında anlatılır.

Efsaneye göre; mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiÄŸi dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, MernuÅŸ, SazenuÅŸ, TebernuÅŸ ve KefeÅŸtetayuÅŸ adında yedi genç, PutperestliÄŸe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılırlar.

Bu hükümdar, Putperestlik dinine baÄŸlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceÄŸini söyleyerek birkaç günlük zaman verir. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçarlar ve bu maÄŸaraya sığınırlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilir. İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama elinde bulunan zamanı geçmiÅŸ para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduÄŸunu sorar ve kendisini oraya götürmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber maÄŸarada kaldığını söyler. Onunla birlikte maÄŸaraya geldiÄŸinde yedi yavru kuÅŸun tünediÄŸi bir yuvadan baÅŸka bir ÅŸey göremezler. Bu nedenle burası Yedi Uyurlar MaÄŸarası diye anılır."

Halk arasında Ziyaret Dağı olarak bilinen daÄŸ, konik biçimi ve topografik görünümü itibariyle doÄŸal bir özellik arz eder. MaÄŸara 300 metrekare büyüklüÄŸünde 10 metre yüksekliÄŸindedir. MaÄŸaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf MaÄŸarası'nın yanına Osmanlı PadiÅŸahı Abdulaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.

11- AZİZ PAVLUS KİLİSESİ

Kilise binası, Ortodoks Arap-Rum Cemiyeti tarafından 1850’de inÅŸa edilmiÅŸtir. 1993’e kadar farklı amaçlarda kullanılan bina 1994 yılında Kültür Bakanlığına tahsis edilmiÅŸtir.1997-2001 yılları arasında restorasyon yapılmıştır. 2001 yılında St. Paul Anıt Müzesi olarak açılmıştır.

St. Paul Anıt Müzesi'ne ziyarete gelen yerli ve yabancı gruplar dini ayinler de gerçekleÅŸtirmektedirler. Aziz Paulus, Hıristiyanlık dininde çok önemli biridir. Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doÄŸmuÅŸtur. Baba mesleÄŸi olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. 13 yaşına doÄŸru hahamlıkla ilgili öÄŸrenim görmesi için Kudüs'e gönderimiÅŸtir. DoÄŸduÄŸu kent olan Tarsus'a döndüÄŸünde çifte vatandaÅŸlık hakkını elde etmiÅŸ yani hem Tarsus hem de Roma vatandaşı olmuÅŸtur. MS 34 yılına doÄŸru yeniden Kudüs'e gitmiÅŸtir. Hıristiyanlık dinini yaymaya ve öÄŸrenim görmeye devam etmiÅŸtir.

Bu arada Antakya'da Hıristiyanlık öncülerinden Barnabas ile Hıristiyanlık konusunda çalışmalar yapan din adamı, Saul olan adını Roma adı olan Paulus ile deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. MS 36 yılında hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaÅŸmış, bu karşılaÅŸma sonrasında İsa'nın yolunda ilerleyeceÄŸini açıklamış ve Hıristiyan inancının temel öÄŸelerini öÄŸrenmiÅŸtir.

Tarsus'a döndüÄŸünde Hıristiyanlık çalışmalarına devam Paulus bir Hıristiyan topluluÄŸu kurmuÅŸtur. MS 43 yılında Barnabas'la yeniden karşılaÅŸan Paulus, Hıristiyanlığa inananları ziyaret için tekrar Kudüs'e gitmiÅŸtir. Barnabas ile ayrılan Paulus ikinci dinsel görevine Silas ve Timetheos adlı din adamları ile devam etmiÅŸtir. Suriye, Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire gibi yerlerde bulunmuÅŸtur. Bazı söylentilere göre; tutuklanan Paulus'un MS 62 yılında serbest bırakıldığı, bazı söylentilere göre ise de MS 66'da idam edildiÄŸi iddia edilmektedir.

12- NAMRUN KALESİ

Orta ÇaÄŸ’a tarihlenen ve bölgedeki en ünlü kalelerden birisi olan Namrun, Çamlıyayla ilçe merkezindedir. Hitit ve Asur Dönemleri’nde “Illibru” olarak bilinmektedir. Yüksek bir tepe üzerinde inÅŸa edilen savunma kalesine, yıkılmış bir merdivenle çıkılmaktadır. Kuzeyde kesme taÅŸlardan yapılmış iki burcu saÄŸlam olarak kalırken, müÅŸtemilatının tümü yıkılmıştır. Namrun üç daÄŸlık vadinin kesiÅŸme noktasında, güneye ve kuzeye hâkim çok güzel ve stratejik bir konumda inÅŸa edilmiÅŸtir.

Namrun’dan Sinap Kalesi çok rahat görülebilmektedir. Sinap yoluyla kuzeyden Gülek’e ve Bulgar Dağı’ndan Ulukışla’ya doÄŸru giden yolların yer aldığı bir geçiÅŸ bulunmaktadır ve Namrun’dan güneye giden iki yoldan biri batıya doÄŸru kıvrılarak sonunda Çandır’a ulaşırken, diÄŸeri Tarsus’tan Pozantı’ya ve Kapadokya’ya giden anayolla birleÅŸmektedir. Namrun’un stratejik önemi, Gülek Kalesi’nin yukarısındaki Kilikia Kapıları’nın korunmasındaki rolüdür. Namrun’da uzun süre Hetum’ler hüküm sürmüÅŸtür. 14. yüzyılın sonlarında bir ara Memlük garnizonu burada yer almıştır.

13- TARİHİ TARSUS EVLERİ

Zengin bir geçmiÅŸe sahip olan Tarsus’ta, tarihi canlı tutan Tarihi Tarsus Evleri günümüzde önemini korumaya devam etmektedir.

TaÅŸ, kerpiç ve ahÅŸap kullanılarak hazırlanan tarihi Tarsus evlerinin alt katı ambar, üst katı ise yaÅŸam alanı olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Çukurova’da yetiÅŸen pamuk, hacimen çok yer kapladığından, evlerin ambar kısmında muhafaza edilir.

Yıllar içinde bu yapılara ihtiyaçlar doÄŸrultusunda banyo, mutfak gibi eklemeler yapılmıştır. Yüksek duvar ve avlu, geleneksel Tarsus evlerinin özelliklerinden bazılarıdır. Günümüzdeki saÄŸlıklaÅŸtırma çalıştırmaları ile bu yapılar yenilenerek Tarsus’un tarih kokan sokaklarında, görsel zenginliÄŸi ile filmlere ve dizilere ev sahipliÄŸi yapmakta, butik otel, cafe, restaurant vb. mekanlarla yaÅŸamaya devam etmektedir.

 

14- ANEMURİUM ANTİK KENTİ

19'uncu yüzyılda İngiliz donanmasından Albay Francis Beaufor’un bu kıyılarda yaptığı keÅŸif gezisiyle Anemurium Antik Kenti tanındı. 1960’lı yıllarda Toronto Üniversitesi’nden Elisabeth Alföldi tarafından baÅŸlatılan yüzey araÅŸtırmaları daha sonra Kanada British Colombia Üniversitesi’nden Prof. James Russel baÅŸkanlığında kazı ve restorasyon çalışmaları ÅŸeklinde 1998 yılı sonuna kadar sürdürülmüÅŸtür. Yapılan kazılarda çıkan buluntular arasında balıkçı aletleri, inÅŸaat, terzi, çömlekçi aletleri, sikkeler, kurÅŸun mühür, kantar ağırlığı, dokuma aletleri, anahtar, kilit, oyun ve eÄŸlence aletleri, usturalar, makyaj malzemeleri, kolye, küpe, bilezik, altın kemer tokaları bulundu.

Anemurium’da ilk yerleÅŸimin ne zaman baÅŸladığı bilinmemektedir. Kentin adı bir liman listesinde geçtiÄŸi için onun İ.Ö. 4'üncü yüzyılda var olduÄŸu söylenebilmektedir. İ.S. 1'inci yüzyılda geliÅŸmeye baÅŸlayan Commagene Krallığı’nın bir bölümü olan Anemurium ‘da Kral IV. Antiokhos'un sikkelerinin basıldığı bilinmektedir. Kenti çevreleyen surlar bu dönemde yapılmıştır. Antik kent zikzaklı sur duvarlarıyla çevrili olup, kale içindeki yerleÅŸim tepeden denize inen bir duvarla ikiye ayrılmıştır.

Kıbrıs’a yakın olması nedeniyle, özellikle Roma Dönemi’nde ara istasyon konumunda olan Kent, karayoluyla önemli Roma kentlerinden biri olan Germaniopolis ile baÄŸlantılıdır. Bölgedeki doÄŸal kaynakların ihraç edildiÄŸi önemli bir ticaret kenti olmuÅŸtur. Åžu anda ayakta kalan ÅŸehrin önemli yapıları da bu dönemden kalmadır. Åžehrin bu parlak dönemi İ.S. 260 yılında Pers ordularının eline geçmesiyle son bulmuÅŸtur. Anemurium daha sonra 5'inci yüzyılda Isauriallılar’ın eline geçmiÅŸtir. Isaurialı Zenon döneminde ÅŸehir refaha kavuÅŸmuÅŸ ve bu durum 6'ncı yüzyıla kadar sürmüÅŸtür. Bu döneme ait kiliselerle birlikte iki küçük hamam kalıntısı bulunmaktadır. 7'nci yüzyılda Arap akınlarına uÄŸrayan kent bu tarihten sonra tamamen terk edilmiÅŸtir.

15- AYA THEKLA MANASTIRI

Meryemlik'in tarihi Azize Thekla’nın buraya geliÅŸi ile baÅŸlamaktadır. İsa Peygamber’in havarilerinden St. Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adamıştır. St. Paul’ün bu deÄŸerli öÄŸrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceÄŸini öÄŸrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir maÄŸarada saklanır.

Sığındığı maÄŸaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken, mucizeler yaratarak hastaları da iyileÅŸtirir. Yine öldürüleceÄŸi bir sırada bu maÄŸarada kaybolduÄŸuna inanılır.

Aya Thekla’nın içinde yaÅŸadığı maÄŸara onun kayboluÅŸundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış, bu din İS 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. MaÄŸara daha sonra IV. yüzyılda kiliseye dönüÅŸtürülmüÅŸtür. Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te, MaÄŸara Kilisesi'nden baÅŸka bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Thekla Kilisesi, İmparator Zenon tarafından Aya Thekla’ya itafen yaptırılan kilise ile kuzey kilise, hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve ÅŸehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiÅŸtir.

16- YUMUK TEPE

Arkeoloji dünyasında ayrı bir önemi bulunan ve Neolitik ÇaÄŸ’dan günümüze kadar kesintisiz yerleÅŸim görmüÅŸ olan Yumuktepe, kent merkezinin yaklaşık 1 kilometre kadar kuzeybatısındaki DemirtaÅŸ Mahallesi’nde yer almaktadır. 1937 yılında John Garstang ve ekibinin burada incelemeler yaptıkları sırada, höyüÄŸün batısında yer alan Müftü Deresi’nin tahrip etmiÅŸ olduÄŸu kesitlerde Neolitik Dönem’e ait aletlere rastlamalarıyla, höyükte kazı yapmaya karar vermiÅŸlerdir.

Aynı yıl baÅŸlatılan kazı çalışmalarına 1939 yılında ara verilmiÅŸtir. Daha sonra 1946-1947 yıllarında bilimsel kazı çalışmalarına tekrar baÅŸlamışlar ancak devam ettirememiÅŸlerdir. Günümüzde görüldüÄŸü üzere höyük üzerinde teraslar açılarak yapılan aÄŸaçlandırma çalışmalarının yanı sıra yanından geçen Müftü Deresi’nin zaman içerisindeki taÅŸkınları nedeniyle bütün kazı alanlarını ve tabakaları yok eden tahribatlar olmuÅŸtur. Yine höyük üzerine yapılan bir takım mimari uygulamalarla tahribatlar daha da yoÄŸunlaÅŸmıştır. Bu uygulamalar yapılırken höyükten çıkan taÅŸlarda kullanılmıştır.

 Arkeobotanik analizler Akdeniz’de zeytinin ve incirin ana vatanının bu bölge olduÄŸu, üzümün ise daha geç dönemde geldiÄŸi gibi ilginç bulgular vermiÅŸtir. İ.Ö. 7000’den itibaren ticaret yolları saptanırken imalat teknolojisindeki geliÅŸme ortaya çıkartılmaya baÅŸlanmıştır. İ.Ö. 5000’den itibaren ise höyük tepesinde surlarla kuÅŸatılmış stadel, eteklerde ise evlerin teraslar üzerine yerleÅŸtirilmiÅŸ olduÄŸu görülmüÅŸtür. Yumuktepe’nin Kalkolitik Dönem’den sonra çevresi surlarla kuÅŸatılmıştır. Hitit İmparatorluk zamanında da güçlü duvarların yapıldığı anlaşılmıştır. Bu duvarlar İ.Ö. 1200 yıllarına kadar kenti korumuÅŸtur. Kent bu dönemde büyük bir yangınla son bulmuÅŸtur. Son derece zengin kazı buluntuları Mersin Müzesi’nde sergilenmektedir.

Eskiye dayanan tarihi ve doÄŸal güzellikleri ile Mersin’i sizlere tanıtmak istedik. Bu güzel ve tarihi geniÅŸ olan ÅŸehri ziyaret etmeniz dileÄŸiyle…