TARİHİ GERÇEKLİK VE FANTASTİK KURGUYU BULUŞTURAN ROMAN: "KONSTANTİNİYYE'NİN GÖKYÜZÜ"
Bir minyatüre dokunarak 500 yıl öncesine gitseydiniz... Ve tarihin akışını değiştirebilecek gücünüz olsaydı... Üstelik kalbinizi geleceğin Yavuz Sultan Selim'i olacağını bildiğiniz adama kaptırsaydınız...
Türkiye'de nadir rastlanan tarihi-fantastik kurgu türüne dikkat çekici bir giriÅŸ yapan Mehtap Karakaya'nın, Parola Yayınları etiketiyle yayımlanan ilk romanı Konstantiniyye'nin Gökyüzü, tarih, aÅŸk ve zaman yolculuÄŸunu bir araya getiren sürükleyici kurgusuyla okurların dikkatini çekiyor.
Günümüz İstanbul'unda yaÅŸayan genç küratör Leyla'nın gizemli bir minyatüre dokunmasıyla baÅŸlayan hikâye, onu 1494 yılının Konstantiniyye'sine sürüklüyor. Ancak Leyla'nın yolculuÄŸu yalnızca geçmiÅŸe yapılan sıra dışı bir ziyaret deÄŸil; kader, fedakârlık ve imkânsız bir aÅŸkın merkezine doÄŸru uzanan derin bir keÅŸfe dönüÅŸüyor.
Leyla'nın yolu, tarihin ilerleyen yıllarda Yavuz Sultan Selim olarak tanıyacağı genç Åžehzade Selim ile kesiÅŸtiÄŸinde her ÅŸey deÄŸiÅŸiyor. Çünkü Leyla yalnızca ona âşık olmuyor; aynı zamanda onun geleceÄŸini de biliyor.
BİR İNSAN SEVDİĞİ KİŞİNİN KADERİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?
YOKSA BAZI HİKÂYELER, NE KADAR MÜCADELE EDİLİRSE EDİLSİN, EN BAÅžINDAN BERİ YAZILMIÅž MIDIR?
Okurları yalnızca yüzyıllar arasında bir yolculuÄŸa çıkarmakla kalmayan Konstantiniyye'nin Gökyüzü, tarihsel olayları duygusal bir anlatıyla buluÅŸturuyor. Osmanlı sarayının siyasi dengeleri, dönemin atmosferi ve tarihi karakterleri etrafında ÅŸekillenen roman, aÅŸk ile sorumluluk, özgür irade ile kader arasındaki ince çizgiyi sorguluyor.
Yayımlandığı günden bu yana sosyal medya paylaşımlarında ve okur yorumlarında geniÅŸ yankı uyandıran eser, özellikle final bölümüyle dikkat çekiyor. Birçok okur, hikâyeyi yoÄŸun duygularla tamamladığını ve romanın etkisinden uzun süre çıkamadığını ifade ediyor.
ARKA KAPAK
Bir gökyüzü düÅŸün…
Aynı şehir.
Farklı yüzyıllar.
BambaÅŸka kaderler.
Leyla bir küratör. Hayatını sanat eserlerini korumaya adamış, geçmiÅŸi cam vitrinlerin arkasından izlemeye alışmış biri. Ta ki bir minyatüre dokunana kadar…
Bir an.
Bir temas.
Ve her ÅŸey deÄŸiÅŸir.
Gözlerini açtığında yıl 1494’tür. Konstantiniyye’nin gökyüzü daha parlak ve ışıl ışıldır. Saray entrikalarının, taht kavgalarının ve kaderle örülmüÅŸ bir aÅŸkın tam ortasında bulur kendini. Karşısında ise tarihin sert yüzüyle bilinen bir ÅŸehzade vardır: Selim. Ama tarihin yazdığı adam ile Leyla’nın tanıdığı adam aynı mıdır?
Leyla’nın kalbi ile tarihin akışı arasında bir seçim yapması gerekir. SevdiÄŸi adamın kaderini deÄŸiÅŸtirmek mi… Yoksa tarihin yazılmasına izin vermek mi? Ancak zaman, tek yönlü bir nehir deÄŸildir. Ve bazı minyatürler sadece kâğıdı deÄŸil, yazgıyı da çizer. Çünkü bu hikâyede baÅŸlangıç, sonun içine saklanmıştır; son da en başından beri yaklaÅŸmaktadır. Ancak zaman, tek yönlü bir nehir deÄŸildir. Bazı aÅŸklar, önce sona varır… Sonra baÅŸlar.
GeçmiÅŸ ve gelecek birbirine karışırken, aÅŸk bir imparatorluÄŸun gölgesinde sınanırken, gökyüzü her çaÄŸda aynı soruyu fısıldar:
Kader yazılır mı, yoksa yeniden çizilebilir mi? Konstantiniyye’nin Gökyüzü; aÅŸk, fedakârlık, zaman ve tarihin iç içe geçtiÄŸi büyülü bir yolculuk.
Gökyüzüne bakmaya hazır mısın?
