MUSA’NIN GECEKONDUSU HASAN İZZETTİN DİNAMO (*)
“Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya ‘Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?’ dizesiyle sorması üzerine Abidin Dino belki mutluluğun resmini yapamadı ama yazdığı şiiriyle mutluluğu anlatmaya çalıştı.”
Kutsal İsyan, Kutsal Barış, Öksüz Musa, Musa’nın Hapishanesi derken Musa’nın Gecekondusu’nu da okumak nasip oldu. 1950’li yıllar, köyden kente göçlerin başladığı yıllar. Köye traktör girmiş, sarı öküze ve ona hoh diyecek adama gereksinim kalmayınca iş, ekmek için yola koyulmuşlar. Önce bir köylünün yanında, sonra dağların başında tahtadan derme çatma evler yapmışlar. Adını da gecekondu koymuşlar. Aman bekçi görmeden yapıp içine girmek. Ondan sonra meskûn mahal...
İşte köyden gelenler, kentte ev kirası ödeyemeyenler ya da siyasi baskılardan uzak yaşamak isteyen solcu, sosyalist insanlar. Yazarlar, çizerler.
Hepsinin ortak paydası yoksul olması. Ev kirası olmadan yaşamak. Soba olmasa da yün yorganın altında sarılıp uyumak. Mutlu insanlar olduğu kadar, yoksulluk sorunu ile yarı mutsuz insanlar.
Özgürlük adına gelip toplumun bütün kesimlerinin özgürlüklerini elinden almak. Her mahallede bir milyoner yaratmak. Halk yoksul olmuş, ne fark eder?
Ülkede en büyük düşman sol. Onun karşılığı Rus ajanlığı. Askerin de en büyük mesele konusu Ruslar. Kars’tan saldırıya geçerse; her hafta meseleler yazılır, plan, tatbikat. (Sonra ikinci konu, Yunanistan Kıbrıs’a saldırırsa; Erdemli Çamlığı’ndan, Yeşilovacık İskelesi’nden çıkarma planları.)
Ahmet Usta takipten kurtulmak için gecekonduya gelir. Elinde keseri ile önce kendisine bir kondu yapar. Sonra Musa’ya, Hasan’a, tüm komşulara yardım eder. Kiminden para alır, kiminden hayır duasını alır. Çok sevilir. Ama siyasi kimliği çıkınca Rus ajanı derler, başka suç bulmasalar da. Hemen öteki olur. Selamı sabahı keserler.
DP Parti gecekondu ocak başkanları türer. Aman partiye üye olalım, kondumuz yıkılmasın. Arsa mafyası da orada kendine yer bulmaya çalışır. Gecekondu yapılmış tarlaları satın alırlar. “Burası bizim, terk edin” derler. Yıllarca bir mücadele onlarla yapılır. Bu kez CHP’liler ve DP’liler ortak çıkar ile bir araya gelir.
Romanı okuyunca 10 yıllık Demokrat Parti’nin zulümlerini gecekondu bölgesinde görürüz. CHP’li muhtar, DP ocak başkanı ve arada kalan polis karakolu... İçinde biraz halk sevgisi olan komiser.
Yazar, çizer Musa, her gün işe gidip gelen eşi Zarife. Bir gün yazdığı kitaplar basılacak, varsıl olacaklar. Kızlarını yanlarına alacaklar. Esen rüzgâr, yağan yağmur ile uçuşan çatılar. Çatılar dedikse, derme çatma tahtalar üstünde duran çinkolar.
Sonra gecekonduda hayvan sevgisi; köpek, kedi ve tavuk beslemek. Musa’nın yıllarca tavuk besleme hayalleri bir türlü gerçekleşmez. Bunu okuyunca Mehmet Ali Aybar’ın sözü aklıma geldi:
“Tek başına çalışma ile zengin olamazsın, yanında adam çalıştıracaksın. Eğer onu da yapamıyorsan o zaman bolca tavuk besleyip yumurta elde edeceksin.”
İşte Musa da bu teoriye göre tavuk beslemeye çalıştı. Ama olmadı.
Her şeyin üstünde DP Partisi’nin elindeki komünist yaftası hiç üstlerinden gitmedi. Baskı, zulüm hiç gitmedi.
Bir sabah gecekonduda radyolarda bir haber vardı. Radyolar sonuna kadar açıldı. Ülkede ihtilal olmuştu. Bir dönem kapandı. Bir karşı devrim kalkışması. Ondan sonra başlayan anayasa çalışması.
Düşünenler, yazarı çizeri biraz nefes aldı. Çalışanlara iş kanunları, sendika hakkı... Ama bir şey değişmedi:
“Komünizm ve Rus ajanlığı” yaftasının kılıcı hep ülkenin üstünde dolaştı.
Bu ülkede bol gelen anayasayı değiştirmek için 12 Mart, 12 Eylül darbeleri yapıldı. Şimdilerde tek adam sistemi devam ediyor. Parlamenter sisteme razı edildik. Onun için de ötekiler bir araya bir türlü gelemiyor.
Siyaset yapanlara bir önerim; şu Hasan İzzettin Dinamo’nun Musa’nın Gecekondusu romanını bir okusunlar.
(*) MUSA’NIN GECEKONDUSU, Hasan İzzettin Dinamo, May Yayınları, İstanbul.
HASAN İZZETTİN DİNAMO’NUN YAŞAM ÖYKÜSÜ
Yazar, şair ve çevirmen (D. 1909, Ahanda Köyü / Akçaabat / Trabzon - Ö. 20 Haziran 1989, İstanbul).
Hasan Deniz imzasını da kullandı. Küçük yaştayken babası Birinci Dünya Savaşı sırasında Kars’ta şehit oldu. İki kız kardeşiyle birlikte şehit çocuklarının barındırıldığı Darüleytam’a (Öksüzler Yurdu) yerleştirildi. Çocukluğu Samsun, Beykoz-Halıcıoğlu-Bigados (Selimpaşa) / İstanbul ve Amasya öksüz yurtlarında geçti.
Amasya Öksüzler Yurdundan ilkokulu bitirme belgesi aldı. Ortaokula aynı kentte başladı. Bir süre de sanat okulunda okuduktan sonra ortaöğrenimini Sivas Öğretmen Okulunda (1931) tamamladı.
Kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Tesviye eğelerini bir yana bırakarak, bir demirci ocağı karşısında Mehmet Emin biçiminde ilk şiirlerimi döktürdüm. (...) Durmadan yazıyorum. Ama bunlar aşk şiirleri değil, hep teknikle insan ilişkilerinden izlenimler taşıyan şiirlerdi. Rıza Tevfik, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi, Enis Behiç gibi günün şairlerine kapılmıştım. Faruk Nafiz’in aşk acılarıyla dolu dünyasından gelen esinler daha sonradır. O beni kıskıvrak yakaladı diyebilirim.” der.
İlk şiirleri, ortaöğrenim öğrenciliği yıllarında yayımlanmaya başladı.
Dinamo, Goethe’nin Werther’ini ve Faust’unu okur, çok etkilenir. Ardından Shakespeare’in Hamlet’ini tanır. “Faruk Nafiz’in pek etkili aşk ve memleket şiirleri” de üzerindeki etkilerini sürdürmektedir. Ama o günlerde Nâzım Hikmet Türkiye’ye dönmüş, 835 Satır (1929) adlı ilk şiir kitabını çıkarmıştır.
Dinamo bu kitabı okur okumaz, “Şiir sultanı olan Faruk Nafiz sessizce tahtından inerek, yerini Nâzım Hikmet’e bıraktı.” der. Dinamo bundan sonra (1930) konstrüktivist şiirin etkisinde yazmaya başladı. “Bu şiirin ustası, bir ara bana Goethe ile Shakespeare’i unutturdu.” der.
Bu yıllarda Sivas Öğretmen Okulunda öğrencidir. Nâzım Hikmet’e gönderdiği özgür koşukla yazılmış şiirleri “pek beğenilmiş” ve “gene gönderilmesi” istenilmiştir. Yüksek sesle okunmaya müsait bu şiirlerdeki kuruluş tekniklerini benimsediği görülür; içerik yönünden de yeniliklere yol açan açık bir beğeni değişimini gösterirler. Kimi örnekleri Adsız Kitap’ta (Vehbi Cem Aşkun - Mehmet Cevdet ile, 1931) bulunan bu şiirsel evrimin doğal gelişimi 1937’lere kadar sürdü.
Hasan İzzettin, 1931 yılında öğretmen okulunu bitirdikten sonra Malatya ve Adıyaman’da iki yılı aşkın bir süre ilkokul öğretmenliği yaptı. Ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümüne girdi.
Burada öğrenciyken, Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı bulunan Tren adlı şiiri nedeniyle dört yıl ağır hapis cezasına (1935) çarptırıldı. Cezaevindeyken çıkardığı Deniz Feneri (1937) adlı kitabındaki şiirlerde kendine ulaşma çabası sezilir.
Cezaevinden çıktıktan sonra (1939) İstanbul’a yerleşerek profesyonel yazı hayatına başladı. Bu dönemde yazdığı doğaya, barışa, özgürlüğe, mutluluğa, kardeşliğe duyulan özlem ve faşizme, savaşa, baskıya duyulan nefret şiirleri Ses, İnsan, Hamle, Küllük, Sokak, Yeni İstanbul ve Yeni Edebiyat dergilerinde (1939-42) yayımlandı.
Vatan Şarkısı ve İki Emekli General ve Bir Sivil Amirale Reddiye başlıklı şiirleri ile Yeni Edebiyat dergisinde yer alan sekiz şiiri nedeniyle yeniden kovuşturmaya uğradı. Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarıldı (1942). Yedek subaylık hakkını kazanmasına karşın er olarak askere sevk edildi.
Kaçışlar ve sürgünlerle dolu askerliği yedi yıl (1942-49) sürdü. Askerlikten sonra İstanbul’a döndü; çevirmenlik, fotoğrafçılık, görgü kurallarıyla ilgili derleme çalışmaları yaparak, özel dersler vererek ve gazetelerde yazarlık yaparak geçimini sağladı.
6-7 Eylül (1955) olayları sonrasında ve 12 Mart (1971) askerî müdahale döneminde bir süre tutuklu kaldı. Ölene kadar May Yayınevinde danışmanlık yaptı. Florya Şenlikköy Mezarlığı’na gömülüdür.
İlk şiirleri öğrencilik yıllarında yöresel bir dergi olan İzler (Giresun, 1926)’de yayımlandı. Ardından Servetifünûn-Uyanış, Adım, Taşan, Yürüyüş adlı dergilerde göründü. Başlangıçta hece ölçüsüyle şiirler yazan Dinamo, daha sonra serbest şiire geçerek toplumsal içerikli temalara ağırlık verdi.
Bu dönemde İnsan, Sokak, Hamle, Küllük, Ses, Yeni İnsanlık, Yeni Edebiyat (1939-42) dergilerinde yazdı. Bu tür şiirlerde “Nazım Hikmet estetiğinden kurtularak kendi öz sesini bulmayı başardı” (Şükran Kurdakul). Son şiirleri May, Papirüs, Türkiye Yazıları ve Kıyı dergilerinde yer aldı.
Şair olma amacını bir şiirinde, “Ben, şair olmuşsam, özgürlük / Yalansız riyasız söylüyorum / Senin aşkınla olmuşum. // Ben, bacak kadar çocukluğumdan beri / Hep sensizliğin yarattığı / Dayanılmaz serüvenlerin / O korkunç ağusuyla dolmuşum...” dizeleriyle dile getirir.
Ömrünün son yıllarında yazdığı şiirlerde mitolojiden geniş çapta yararlandığı görülür. Kutsal İsyan (1966-67) adlı sekiz ciltlik romanında, belgelere dayanan tanıklıklarla Kurtuluş Savaşı yıllarını, toplumun tüm kesimleriyle verilen bir “var olma savaşı” ekseninde destanlaştırdı. Kutsal Barış adlı romanıyla (7 cilt) da Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından Atatürk’ün ölümüne kadar geçen süreyi “kuruluş yılları” çerçevesinde belge ve tanıklarla aktardı. Ülke çapında tanınması, şiirlerinden çok bu romanlarıyla oldu.
Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış ile 1977 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü, 1998 AFEKS 1. İstanbul Kitap Şenliği Özel Ödülü’nü aldı.
“Deniz Feneri imge yönünden zengin bir eserdir. Şiirlerin yazıldığı yıllara oranla oldukça yeni, değişik, alımlı imgelerle donanmıştır. Bunlar, öğelerini genellikle tabiattan alan, soyutu somutlayan imgelerdir:
‘Ay doğuyor bir salkım üzüm kadar serin / Düşüncelerin içinde sarışın yemişler gibi / Olgunlaştığı gecenin’, ‘Kayaların çıplak omuzlarına / Karlı bir kürk gibi / Örtülen köpükler / Yıkanıyor şehrin son ışığında’, ‘Sararak sırtlarına / Manto gibi mavi yıldızlı rüzgârı’. (...)
“Orhan Velilerden önceki yeni şiirin olduğu kadar, sosyalist şiirin de oluşumuna katkıda bulunmuştu; hem de ne çileler pahasına!... Bütün şiirleri kitap hâline geldiği zaman, bu katkının değeri daha iyi belirecek, Dinamo’nun kişiliği daha iyi anlaşılacaktır.” (Asım Bezirci)
“Hasan İzzettin Dinamo Türk şiirinin içindedir ve her edebiyat tarihinde de yer alması gerekir. Ama tarihsel yerle şiirsel yer arasında bir ayrım bulunacağını da açıkça söylemek gerekir. Dinamo, ne yazık ki dünya görüşünü, daha kesinlikli biçimde söylemek gerekirse siyaseti, her zaman poetikanın önünde görmüştür. Şiiri karşısında yeterlik açısından eleştirmenlerin kuşkulu davranmasının nedeni budur.
Dinamo toplumcu bir şiirin kurulması için çalıştı, bu şiirin olanaklarını ve olanaksızlıklarını sezdiren ilk örnekleri verdi. Ama çileli yaşamı dolayısıyla gelişimin gerisinde kaldığını göremedi sanırım. Genç kuşakların şiirsel üretimini esinleyebilecek, etkileyebilecek bir şiire ulaşamadığını, ne kadar üzülürsek üzülelim, söylemek gerekir.” (Ahmet Oktay)
ESERLERİ:
ŞİİR: Adsız Kitap (Vehbi Cem Aşkun ve Melih Cevdet ile, 1931), Deniz Feneri (1937), Karacaahmet Senfonisi (1960), Özgürlük Türküsü (1971), Mapusanemden Şiirler (1974), Sürgün Şiirleri (1975), Gecekondumdan Şiirler (1976), Kavga Şiirleri (1977), Çoban Şiirleri (1982), Nâzım’dan Meltemler (1989), Tuyuğlar (1990).
ROMAN: Kutsal İsyan (8 cilt, 1966-67), Ateş Yılları (1968), Savaş ve Açlar (1968), Kutsal Barış (7 cilt, 1971-76), Öksüz Musa (1973), Musa’nın Mapusanesi (1974), Koyun Baba (1976), Musa’nın Gecekondusu (1976), Açlık (1980), Türk Kelebeği (1981), Adalet Sıtması (1983), Anadolu’da Bir Yunan Askeri (1988), Sübyan Koğuşu (1994).
HİKÂYE: Savaşta Çocuklar (1981).
ÇOCUK KİTABI: Kenti Yiyen Çocuk (resimleyen M. Bilgin, 1991).
ANI: 6-7 Eylül Kasırgası (1971), İkinci Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları (1984), TKP, Aydınlar ve Anılar (1989).
ÇEVİRİ: Ana (M. Gorki’den, 1971), Faust (Goethe’den, 1983).
Ayrıca Hasan Deniz adıyla çevirdiği çocuk kitapları, görgü kuralları ve fotoğrafçılık kitapları vardır.
HAKKINDA: Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960), Asım Bezirci (Papirüs, Ağustos 1968), Mehmet Seyda / Edebiyat Dostları (1970), Asım Bezirci / On Şair On Şiir (1971), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (1971), Hüseyin Atabaş / Özgürlük Türküsü (Yeni Ortam, 28.9.1973), Hasan İzzettin Dinamo (Milliyet Sanat, 3.6.1977), Kemal Özer / Barış Halkı Sindirerek Elde Edildi (Cumhuriyet, 28.5.1977), Hikmet Altınkaynak / Edebiyatımızda 1940 Kuşağı (1979), Olcay Önertoy / Cumhuriyet Dönemi Romanı ve Öyküsü (1984), Ahmet Köklügiller-İbrahim Minnetoğlu / Şair ve Yazarlarımız Nasıl Yazıyor (1984), Yurt Ansiklopedisi (C. X, 1984), Memet Fuat / Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi (1985), Şükran Kurdakul / Çağdaş Türk Edebiyatı: Cumhuriyet Dönemi (1987) - Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999), Asım Bezirci / Şairlerimizin Diliyle Barış: İnceleme ve Şiirler (1987), Alâettin Bahçekapılı / Savaşlar İçinde Bir Barışsever: Hasan İzzettin Dinamo (Kıyı, Nisan 1988), Ahmet Oktay / Şiirin Peşinde Bir Ömür (Milliyet, 23.6.1989) - Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı: 1923-1950 (1993), Hasan Hüseyin Yalvaç / Bu Bir Hasan İzzettin Dinamo Kitabıdır (1994), TBE Ansiklopedisi I (2001), Mehmet Nuri Yardım / Yazar Olacak Çocuklar (2004).








